Korku ve kaygının farklarına baktığımızda;
- Korku dışardaki tehlike ile orantılı, kaygıda ise durumla orantısız bir tehlike vardır.
- Dış tehlike ortadan kalktığında korku duygusu kaybolur, korku geçici bir duygudur. Kaygıda içsel tehlikeler ve bu tehlikelere bağlı olarak ortaya çıkan kaygı tepkisi de süreklidir.
- Korkunun nedeni, kişinin o anki yaşantısında var olan tehlikedir. Kaygının nedeni ise kişinin daha önceki yaşantılarından kaynaklanmaktadır.
- Korku duygusu yaratan tehlike karşısında gösterilen tepki, başkaları tarafından anlaşılır ve olağan karşılanır; kaygıda ise gösterilen tepki ile var olan durum arasındaki ilişki başkalarına göre olağandışıdır ve anlaşılmaz.
- Korku karşısında birey kendini savunmak için bilinçli olarak bazı önlemler alırken, kaygıda ise kişiliği korumak için bilinçdışı savunma düzeneklerine başvurulur.
Bir miktar kaygının performansı artırdığı defalarca doğrulanmıştır. Aşırı kaygının ise performansı olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Korku durumunda somut olan bir tehlikeye karşı organizma korunmak için tehlike ile orantılı bir tepki gösterir. Kaygılı durumlarda ise diğer insanlara göre ortamda tehlikeli bir durum olmamasına karşın kaygısı olan kişide durumla orantısız bir tepki ortaya çıkar. Güvenli bir ortamda olduğu durumlarda bile kaygısı olan bireylerde korkulan nesnenin adını duymak resmini görmek bile panik atağa neden olabilir.
Kaygının psikodinamiğine baktığımızda; kişi, dürtü nesnesine ulaşması engellendiğinde, bu engellemeye neden olan şeyleri suçlar ve onlara karşı saldırganlık duygusu doğar. Saldırganlık duygusu toplum tarafından her zaman olumlu karşılanmaz, suçluluk duygularına neden olduğu için bastırılır. Bu bastırmada, kişinin kendini suçlaması, gördüğü eğitim ve saldırganlığını açığa vurduğunda toplum tarafından cezalandırılma korkusu ya da suçladığı şeye karşı çatışmalı bir ikilem (sevgi ve düşmanlık) içinde kalması önemli bir rol oynar. Böylece bastırılarak dışarı boşalım bulamayan saldırganlık bilinçdışında kalır ve kişinin kendisine yönelir ve kişi kendisini cezalandırmak ister. Bu da kaygı olarak kendini açığa vurur.
Bireyin çevresi ile ilişkilerinin bozulmasına potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesine engel olan kaygı, kökenini bireyin çocukluk yaşantılarından alır. Çocuklukta aşırı reddedici, küçük düşürücü tutumlar; ergenlik döneminde diğer yetişkinlerin alaycı tutumları; ceza verirken ebeveynlerin cezaya eşlik eden itici davranışları; çocuğun altını kirletme ve cinsel oyunlarının tepkiyle karşılanması; ebeveynlerin birbirine karşıt düşen istekleri; ana baba arasında boşandıktan sonra bile devam eden çekişmeleri; çocuğun ilk toplumsallaşma deneyiminde karşılaştığı güçlükler; arkadaş ilişkilerinde karşılaştığı itici ve küçük düşürücü davranışlar kaygının oluşumuna neden olabilir.
